
Saat 16:56. Her ne kadar bu kurumda herkes işe geliş ve gidişlerde kafasına göre takılsa da mesainin bitmesine bir saat var. Oturmaktan sıkıldım. Bilgisayar ekranına bakmaktan bayıldım. Karşı masada oturan kankimle birbirimize etraftakileri çekiştiren mailler atmak da bir yere kadar. Blog'a yazayım bari dedim ama şunu bile yaparken diken üstündeyim. Herkes hareketlendi anasını satayım. Sabahtan beri yerinden kalkmayan genel koordinatörümüz bile az önce "Öffff ne sıkıcı yaaaa" deyip kalktı yerinden. Allah'tan benim masamı teğet geçti.Geçerken de lafı soktu: "Yine ne yazıyon ya. Klavyenin üzerine yağmur yağıyor mübarek".
Bizim grupta önemli bir pozisyonda bu "höttenek"... Bu kelimeyi de ben uydurdum şimdi, tam ona göre ama sakil durmadı, bir görseniz adamı hak verirsiniz. Önemli bir pozisyonda ama ne kadar meşakkatli bir iş yapıyor sanmayın. Adam sabah 11'de gelip öğleden sonra 3'te çıkıyor. Eğer iş yoğunsa çıkış saatinin sarktığı oluyor tabii. Ofiste herkes ona uyuz oluyor ama buldukları her fırsatta da kıçının dibinden ayrılmıyorlar. Zaten şu hayatta oldum olası anlamam bu tip insanları. Özellikle de kadınlar yapıyor bunu. Bu arada abimiz oldukça bakımlı. İstanbul'un en güzide semtinde oturuyor, her akşam kavalli mekanlarda alemlere akıyor, giyim-kuşam yerinde, altında son model bir Audi, eh maaş desen 10.000 TL'nin biraz üstü. Yeme de yenında yat misali. Ofisteki tüm kadınların, hatta yeni yetme stajyer kızların bile ağızlarının suyu akıyor. Yıllanmışları anlıyorum da size ne oluyor yahu stajyerler...
Ben mi? Ben, onlar gibi değilim. Bir kere tipim değil. Kelimeleri ağzında gere gere konuşuyor. Lafı fazlasıyla uzatıyor. Hadi geçtim bunları sakız çiğniyor ayol. N'apim ben çakkıdı çakkıdı sakız çiğneyen erkeği? Üstelik Cemil İpekçi vari bir bıyığı da var. Bazen bön bön suratıma baktığında "bıyığını da al çek git hayatımızdan" demek geliyor içimden. Diyemiyorum, zaten onun da bıyığıyla birlikte hayatımızdan çekip gitmeye pek niyeti yok.
Bugün yine sinir etti bizi. Çok önemli bir toplantı halindeykene Erman Kuzu taklidiyle geldi yanımıza. "Yiteeer ya, yiter yaaaa bir doğru dürüst konu bulamıyonuz" dedi. Mal mal baktık biz de. Sağ omuzumu yukarı aşağıya seri şekilde indirip kaldırıp bir yandan da isterik bir şekilde kahkaha atacaktım ama onun seviyesine inmek istemedim. Böyle bir adam işte. Kendince komiklik yapıyor.Zaten uzayıp gitti anında. Ne kadar manasız değil mi? Niye geldin, niye öyle bir tespit de bulundun ve niye gittim be adam? Geçtim bunları tamam, niye Erman Kuzu taklidi?
Yaşadığımız bu en baba dumurun ardından dağıldık. Masalarımıza geçip bilgisayar ekranlarımızda bembeyaz tertemiz sayfalar açtık. İnternette sörf yaptık çılgınlarca. Oktay Usta'nın yemek tariflerini inceledim. Sonra Emine Beder falan. Öye bonesiyle Mona Lisa vari gülümsemiş duruyordu, ekrandan bakıştık karşılıklı. Sonra kakolu kek tarifi buldum bloglardan birinde. "Akşam şu tarifi bir deneyeyim" derkene telefonum çaldı. Arayan karşı masadaki kankim. Fısıldarcasına bir şeyler söylüyor. Baktı olacak gibi değil, anlamıyorum, "mail atıyorum" dedi kapattı.
Saat 16:30. Mail kutuma bir mesaj düştü. Konusuz. Mesajda şöyle yazıyor: "Ayşe'nin kankisi (ki bu Ayşe az önce anlattığım höttenekin rumuzu oluyor; kankisi de onun bir üssü)20 bin alıyormuş, az önce öğrendik."
Bu kankim alem kız doğrusu. Bu aralar kim ne kadar alıyor ona takmış durumda. Azimle mermer delengilerden pek bir farkı olmadan çalışıyor, araştıryor ve öğreniyor. Onun bu kıçını yırtarcasına öğrendiği top secret bilgiler bizi epey bir idare ediyor. Şu verdiği son bilgi var ya şu son bilgi dünyanın en pahalı elması değerinde, valla.
Bu kadar dedikodu yeter. Benim servis saati yaklaşıyor. Esen kalın!
http://www.poppuler.com/bloglar adresinde blog sayfanızı tanıtabilir aynı zamanda bloglarınızı da yayınlayabilirsiniz.
YanıtlaSilGereksiz insan mısın? Önüne işine bak.Ah şu kadınlar...
YanıtlaSilBazı şeyleri anlamak dahi istemezsiniz. Gereksiz bilgi gereksiz blog yani. Git insanlar hayrına bir şey yap. Canı sıkılmişmiş... benim canımın sıkılacak vakti yok. Zamanın da kıymetini bilmeyen, sürekli onun bunun dedikodusuyla hayatlarıni sürdüren ah sizler...