
Bugün rutin giden hayatımda bir değişiklik yapmak istedim. Dün akşam Bostancı'da Edalar'da kalmıştım. Haliyle gece geç saatlere kadar oturduk. Güzel birkaç şişe kırmızı şarabın ve ofis dedikodularının ardından konu erkeklere, daha doğrusu eski sevgililere geldi. Kimi ne zaman, niçin terk ettik? Kimler bizi ne zaman, niçin terk etti? Bunun gibi abuk sabuk muhabetler. Kağıtlara yazılan "kaç kişiyle öpüştüm, kaç kişiyle bilmem ne yaptım, kaç tane sevgilim oldu şu hayatta" gibi manasız listeler... Ha, bir yandan da çitlenen çekirdekler... Eda enteresan bir kızdır. Karşısında uzun süre çekirdek çitletirseniz uyuz olur. Huylu yani bildiğin. Arıza, manyak biri. Birkaç kilo çitledik ama Çin işkencesine döndü bu çitleme olayı Eda'nın huyu yüzünden. Zaten benim listem birkaç sayfa tuttu. Eda kudurdu.
Sonra da zıbardık. Her zamanki gibi uyuyamadım. Başka bir yerde, sevgilimden ayrı uyuyamıyorum ben. Sabah oldu. Telefonum zırtladı yine. Kalktım, giyindim bla bla bla... Rutin giden hayatımda yaptığım değişikliğe gelince. Bostancı köprüsünün altından 500T isimli, adeta şehir efsanesine dönüşmüş Kadıköy-Topkapı otobüsüne bindim. Ve macera başladı.
50, hadi taş çatlasın 60 kişilik otobüsün içinde hilafsız 150 kişi vardı. Kendimi güç bela atıverdim içeriye. Bu arada popom birkaç kez ellenmedi değil. Bu gibi durumlarda aklıma fi tarhinde çalıştığım derginin reklam müdürünün sözü gelir: "Tecavüz kaçınılmazsa bari zevk almaya bak" gibi bir özlü söz. Sabah sabah neler düşünüyorum, şunları birileri duysa "ohhha" der sağlam bir şekilde deyip şöförün çaprazında duran biletçi çocuktan bilet almaya çalıştım. Akabinde şöförün gür sesi yankılandı otobüsün içinde: "Arkaya doğru ilerleyelim!"
Şu kıçı kırık 500 T'nin şöförü bile ne kadar kocaman bir popom olduğunu gördü sonunda. Bu tok tonda verilen uyarı, birden biletçi çocuğu da kendine getirdi her ne hikmetse. Sanki hayatı boyunca hep bu anı beklemiş, sanki hep bir otobüs dolusu insanı azarlamak istiyormuş gibi bir "İlerlesenize" uyarısı da ondan geldi. "Sana diyorum sana, abla ilerlesene kapamışsın yolu". "Kıçım biraz genişse napim" diyemedim tabii çocuğa, kös kös ilerledim. Ve ofise gider gitmez diyete başlamaya karar verdim.
İlerledim. Koltuklardan birinde oturan uzun suratlı kocaman burunlu tipsiz bir adama ilişti gözlerim. Onun da bana ilişmiş olacak ki gözlerimiz biraraya geldi. Haydaaaa n'oluyor şimdi? Kaçırdım gözlerimi. Bir yandan da "acaba bana mı bakıyor" diye geçiriyoum içimden. "Evet evet baktı işte, yine baktı. Kızım sinsirella çirkin adamlarla sabah sabah fingirdemeye mi bindin şu otobüse"...
İlerlemeye devam kafa göz yararak... Arkalarda bir hareketlilik sezinledim. Sanırım birileri inecekti. Hemen bir hamle yapmalıydım. Ama önümde birtakım engeller vardı. Terden sırılsıklam olmuş iri memeli bir kocakarı, arkasında kafasında peruk olduğunu tahmin ettiğim, zira saçı sağ tarafından sol tarafına doğru taranmıştı, kikirik bir adam ve hemen onun yanında tombulca bir lise öğrencisi kız duruyordu. Ve kahretsin bu hengamede kıçıma yapışan kotum bacaklarımın arasını pişiriyordu. Offfff....
Hafif bir sağ kalça darbesiyle önümdeki kocakarının memelerini ekarte ettim. Peruklu adam zayıf olduğu için bir halt edemedi ama liseli kız çetin ceviz çıktı. Önündekileri sağlı sollu devirerek koltuğa kuruldu hasbam. Hemen bir B planı geliştirmeliydim, zaferi haketmiştim. Kızın kurulduğu koltuğun yanında Brad Pitimsi bir çocuk oturuyordu. Bi dakka bi dakka ya... 500T'de Brad Pitimsi bir çocuk... Ağzım açık, salyalarım akmış olmalı ki çocuk bıyık altından gülüyor. Ben göz süzmeye devam. Sırtıma dayanan iri kıyım adam ve sağ dirseğini böğrüme yapıştıran kadına rağmen her şey mükemmel ötesi. Biz böyle bayağı bir bakıştıktan sonra, çocuk hafif bir tebessümle doğruldu: "Siz orada pek rahat değilsiniz galiba. Lütfen böyle gelin" dedi.
Tam ağzımı açacaktım ki hatta ağzım "a" derkenki şekle bürünmüştü. Arkadamdan birinin nasıl cılız, nasıl itici bir ses tonuyla "Ayyy çok mersiiiiiiiii" dediğini duydum. Bir de döndüm ne göreyim, 500 T'ye v yaka ama bir hayli v yaka tişört giyip memelerini ortaya döken, bununla yetinmeyip mini etek giyip taş gibi bacaklarını sergileyen bir şuursuz... İnce topuklu ayakkabılarını söylemiyorum bile. Tık tık tık geçti ve oturdu hatun koltuğa. O toraman liselinin yanına...
Ben n'apim şimdi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder