21.06.2010

Her Sabah Böyle Oluyor

Her sabah aynı şey oluyor. 6:45'te baş ucuma koyduğum cep telefonumdan sinir bozucu, kulakları tırmalayıcı, duyanı zıvanadan çıkaran melodimsi bir şeyler zırtlıyor. Sağ elimle ona yöneliyor, tersiyle yatağın dibine fırlatıyorum. Hemen solumda yatan, daha doğrusu bütün bir gece bir sağa bir sola dönüp uyumaya çalışan ancak başarılı olamayıp horlamaya karar veren sevgilim sızlanıyor: "Madem kalkmicaksın niye kuruyorsun şu lanet şeyi".

Haklı... Kalkıyorum. Yüzüme buz gibi çeşme suyunu çarpıp kendime gelmeye çalışıyorum ki bu kez de "ne giysem acaba" çelişkisi, ikilemi kurcalıyor kafamı. Dolabın kapağını açıyorum. Sağ tarafta dizi dizi asılı duran elbiselerimden birini çekip çıkarıyorum desem de boş. Nerdeee bizde o şans. Ben paraları bol keseden dağıtan, ayda 7.000 TL maaş ki en azı o da, bir medya kuruluşunda çalışmıyorum, kendime dizi dizi asacak kadar elbise alayım. Amerikan filmlerindeki sarışın hatunlar gibi ellerimi belime koyup "kahretsin" deyip koyu renk bir kot pantolonla üstüne giymek için v yakalı beyaz bir t-shirt çekiyorum. Giyiniyorum ve servisime binmek için aşağıya iniyorum.

Yaklşık 2 saatlik bir E6 çilesi çektikten sonra Maslak'a giriş yapıyor bizim külüstür servis. Şöförün arkasında oturmuş sol yanağımı sıcaktan cama yapıştırmışken trafik sıkışıyor, yanımıza ilişen 2010 model bir Mercedes markalı servisin içindeki insanlarla göz göze geliyorum. Kıskanıyorum. Ohhhh püfür püfür yol alın bakalım.

Bu her sabah böyle oluyor.

Saat 8:55. Ofisteyim. Nihayet. Ofisin pek bir gösterişli, pek bir afilli kafe'sinde kahvaltı molası... Ne de olsa saatler süren bir yolculuktan çıktım. İşte orada ofisimizin ayrılmaz üçlüsü beni bekliyor. Tam köşede merdiven altında pusuya yatmış gibi görünüyorlar karşıdan. Kepekli poğaçalarından iştahla aldıkları ısırıklara önlerindeki kovamsı bardaklardaki demli çaylar eşlik ediyor. Bu üçlü her pazartesi diyete başlayıp bunu salı günleri detoksa dönüştüren çarşambaları da sanki hiçbir şey olmamış gibi homini gırtlak tıkınan Derya, Esra ve Bertuğ'dan başkası değil. Bertuğ bu arada kimlik karmaşası yaşayan bir homo. Kimlik karmaşası yaşıyor ya da bilemiyorum bu aralar moda olan bir deyimi kullanacağım, mış gibi yapıyor. Ne de olsa çalıştığımız köklü kurum bir homoyu kaldırmaz. Neyse... Bu müthiş üçlü tıkınırken bir yandan da önlerinden gelip geçeni çekiştiriyorlar.

En çok da Bertuğ... "Şunu gördün mü şunu. Sweet. Takmış koluna spor çantasını hava atıyor. Öğle tatilinde yemicem spora gidicem havası yaratıyor" diyor. Poğaçasından aldığı ısırığı daha boğazının derinliklerine indirmeden lafa atlayan, her zaman böyle yapıyor, Derya, "Giydiği ayakkabıya bakın! Topuğu o kadar ince ki birazdan düşecek afişte" diyor. Esra hemen onu düzeltiyor: "Afişte değil, aşifte."

Her sabah böyle oluyor. Ve işin en keyifli yanı ne biliyor musunuz? Ben de o muhabbete katılıp önümden gelen geçeni eleştiriyorum. Ohhhhh ne rahatlıyorum ama. Bizim şirkette dedikodusu yapılacak o kadar çok insan var ki anlata anlata bitmez....

1 yorum:

  1. yahu ne güzel yorum yapmıştım Ç::) yayınlanmadı acaba sinsirella nerelerde.yazılarınızı zevkle okudum.tanımıyorum ama olsun.hakan

    YanıtlaSil